Beslenme ve Diyet

OBEZİTE KADERİNİZ DEĞİL!

Obezite; hayat kalitesini düşürecek düzeyde vücutta yağın fazla miktarda depolanmasıdır. Besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması vücutta enerji fazlasının depolanmasına sebep olur.  Beden kitle indeksi (BKİ) denilen ölçütle değerlendirilir. Beden Kitle İndeksi; kilonun (kg) boyun (cm2) karesine bölünmesiyle elde edilir. Çıkan değer 25-30 ise fazla kilolu, 30’un üzerindeyse obez diye adlandırırlır.
Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’i, kadınlarda ise %20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Enerji dengesini tutturmak için, hedef sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak olmalıdır. Vücudun ihtiyacı olan miktarlardan yeterli ve dengeli bir biçimde alındığında normal kilo ve sağlık durumu korunabilir.

Ancak çoğu zaman, kilo alma sebebi, gıdaları açlığı gidermekten çok, rahatlama ve ödül aracı olarak görmemizdir.

Obeziteyi bir hastalık olarak görüp, diyetisyen eşliğinde, hormonal değerlere, fiziksel duruma, cinsiyete, harcanan enerjiye uygun beslenme planı oluşturulup, davranış değişikliğine gidilmelidir. Kişinin laboratuvar bulgularında bir sorun varsa, bir hekimin de konsültasyonuyla sorun tespit edilip, diyeti oluşturulurken göz önüne alınmalıdır.

Örneğin, hayvansal kaynaklı ürünler yemeyen vejetaryen obez bir bireyin demir düzeyinde eksiklik saptanmışsa, öncelikle hekime danışılıp, uygulayacağı tedavi belirlenir. Sonrasında, demir içeriği zengin bitkisel besinlerden oluşan beslenme planı hazırlanır.

Obeziteye karşı davranış değişikliği nasıl geliştirilir?

  • Planlı olun. Öncelikle bir beslenme uzmanına danışarak, size uygun olan beslenme programını öğrenin ve listenizde belirtilen miktarlara sadık kalın.
  • Canınız birşeyler yemek istediğinde, gerçekten aç olup olmadığınızı düşünün. Yemeğinizi henüz yediyseniz, su içmek, dışarı çıkıp hava almak, dergi okumak gibi beyninizi farklı yönde düşündürecek şeylerle meşgul olun.
  • Beyaz ekmek, poğaça, açma gibi beyaz unlu rafine gıdaları tam buğday, çavdar gibi esmer , mineralden zengin ve lifli alternatifleriyle değiştirin.
  • Her öğününüzde söğüş salatanız olsun. Sebzeler lifli olduğundan, midede uzun süre kalarak doygunluk süresini uzatır. Aynı zamanda, çiğneme refleksini uyararak, beyne tokluk sinyallerinin ulaşmasını sağlar.
  • Yemeklere kullandığınız yağları ölçerek kullanın. Etli yemeklere yağ koymaya gerek olmayıp, sebze yemeklerine 2-3 yemek kaşığı zeytinyağını geçmeyin.
  • Karbonhidratı pilav-makarnadan almak yerine çorbadan almayı tercih edin. Ve yemeğe çorba ve salatayla başlayın.
  • Et/tavuk/balık/peynir/yoğurt/yumurta grubundan biri mutlaka öğünlerinizde yer alsın. Proteinden zengin bu besinler, mutluluk hormonu olan serotonin salgısını uyararak, diyette tatmin duygusunu sağlar.
  • Her yemekten önce 1-2 bardak su içmek, daha az yemenizi sağlar.
  • Diyete alıştıktan sonra, diyet, zorlayıcı bir plandan çok, günlük rutininiz olur ve enerjinizin artmaya başladığını hissedersiniz. Haftada 3-4 gün 30dk yürüyüş,koşu, yüzme gibi yağ yakıcı egzersizleri de eklerseniz, kilo kaybı çok daha rahat olacaktır.
  • Ne olursa olsun, diyet sürecinde motivayon yüksek olsa da, canımızın çok istediği gıdalar olabilir. Onları da makul ölçülerde yemek, (eskiye oranla yarısını yemek ) iyi bir strateji olup, diyetten sıkılmanızı engelleyecektir.

 

Bölümde Görev Yapan Hekimlerimiz

Copyright © 2017